30 Mayıs 2013 Perşembe

Akıl Hastalığı ve Psikoloji, Michel Foucault


Yazar metnini, hastalıkların semptomatolojisi üzerine görüşlerini açıklayarak açmış, bazı temel patolojilerin açılımları, nörofizyolojik ve psikolojik postulatların karşılaştırılması üzerinde durdurtan sonra Psikolojide bütünlük arayışına değinmiş. Psikoz ve nevrozların ayrım kriterlerini belirttikten sonra kişiliğin hem hastalığın geliştiği bir öğe olarak hem de hastalığı değerlendirmek için bir ölçüt haline gelmekte olduğunu belirtmiş.

Regresyonun bilişsel arka planına değindikten sonra, hastalıkların semptomatolojisinin felsefi düzeyde incelenmesine yer ayırmış. Karşıt anlamlılık kavramı üzerinde detaylı ( belki de fazla ) duran yazarın, Klasik Freudyen psikanalizin görüşlerini benimsediği ortada. Jackson, Bleuler atıfları yapan yazar, kaygıyı karşıt değerliliğin dışavurumu olarak almış. Regresyonun, geçmişe doğru bir dönüş değil, şimdiki zamandan kasıtlı bir kaçış olduğunu belirttikten sonra kapsamın döngüselliğini sorgulamış: " Kişi şimdiki zaman sayesinde kendini geçmişinden mi korumaktadır yoksa geride kalmış tarihin yardımıyla şimdiki zamandan mı kendini sakınmaya çalışmaktadır?"

hastalık belirtilerinin arkaik davranış kalıpları olduğunu savunan yazar, varoluşçu, bilişsel ve evrimci ekollerin görüşlerini içeren çıkarımlar yaparken Klasik Freudyen psikanalizinden uzaklaşmadığı son derece açık. Çoğu çıkarım, nörofizyolojiden kopuk, kimi yerde kısmi redlere kadar varan görüşlere sahip. "Normal" ve "anormal" i sosyal bir çerçevede tanımlanın gerekliliğini belirten yazar, tüm bu kavramları kültürün yarattığını ifade etmiş. Antropolojik potansiyeller ve tanımlar üzerinde duran yazar; toplumun, kovduğu veya hapsettiği hastada kendi hasta olabilme potansiyelini görmek istemediğini anomali olarak tanımladığı andan itibaren hastayı dışladığını belirtmiş.

"Deliliğin Tarihi" ' nin cömert bir özetini "delilik ve kültür" pasajını son bölümde okura sunan yazar, modern çağın en büyük günah algısına değinmiş: İşsizlik. Hapishanenin sınıfsal bir baskı aracı olarak kullanıldığını ifade eden yazar, tedavi adı altında ahlaki zincirlere vurulan hastaların sonsuz bir çocuklaştırma ve ceza döngüsüne sokulduğunu ve tıbbi iktidarın arzusu yönünde fütursuzca kullanıldığını belirtmiş. Davranışcılık ekolünün temellerinin 1790'larda atıldığını ima eden yazar, vahşi ahlakçı sadizmi eleştirmiş.Metninde Erasmus, Bosch, Nietzsche, Cervantes, Shakespeare göndermelerinde bulunan yazar, anomalilerin toplumsal eşiklerinin değişkenliği üzerinde durmuş ve kaygıyla çizilen toplumsal ilişkileri tanımlamış. kayıtsızlık uyarıları yaptıktan sonra varoluşçu çıkarımlarla metnini kapatmış.

Foucault'a başlamak için son derece uygun bir kitap olduğunu belirtmeliyim. Dil biraz jargonla dolu olmasına karşın okunma konusunda sorun yaşanmıyor. Başka incelemelerde görüşmek üzere.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder